29 Haziran 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Gündem
  • Siyaset
  • Dünya
  • Ekonomi
  • İktibas
  • Tarih
  • Din-Yaşam
  • Edebiyat
    • Deneme
    • Hikaye
    • Makale
    • Şiir
    • Köşe Yazısı
  • Diğer
    • Sivil-Toplum
    • Eğitim
    • Spor
    • Kültür & Sanat
    • Sağlık
    • Teknoloji
  • Köşe Yazıları
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Gündem
  • Siyaset
  • Dünya
  • Ekonomi
  • İktibas
  • Tarih
  • Din-Yaşam
  • Edebiyat
    • Deneme
    • Hikaye
    • Makale
    • Şiir
    • Köşe Yazısı
  • Diğer
    • Sivil-Toplum
    • Eğitim
    • Spor
    • Kültür & Sanat
    • Sağlık
    • Teknoloji
  • Köşe Yazıları
Sonuç Yok
Tüm Sonucu Görüntüle

Ortak Vatan, Eşit Vatandaşlık ve Türkiye’nin Büyük Gelecek Vizyonu

29 Haziran 2026
Cemal Duruk, Köşe Yazıları
0 0
0
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp'ta PaylaşE-Posta Gönder

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “86 milyon olarak bizim başka vatanımız yok… Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip olan hiç kimse vatan toprağında misafir değildir, kiracı değildir, sığıntı değildir; bilakis hepsi ev sahibidir” sözleri, yalnızca bugüne ait siyasi bir beyan değil; bu toprakların bin yıllık köklü hafızasının, adalet ve kardeşlik vizyonunun çağdaş bir manifestosudur. Tarihsel kırılmaların ve küresel güç merkezlerinin coğrafyamızı etnik, mezhebi ve ideolojik fay hatlarıyla bölmeye çalıştığı bu kritik eşikte, 86 milyonun tamamını “asli unsur” ve “öz evlat” olarak mülk sahipliğinde eşitleyen bu kucaklayıcı yaklaşım, Türkiye için kaçırılmaması gereken tarihi bir fırsat penceresidir.

Bu topraklarda bir ve beraber yaşamak iradesi, yapay bir toplumsal sözleşmenin değil, kökleri Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan, ilahi kelamın harcıyla yoğrulmuş kadim bir medeniyet tecrübesinin ve sarsılmaz bir toplumsal hazırbulunuşluğun doğal bir sonucudur.

​Anadolu toprakları, hiçbir zaman tek bir rengin, tek bir sesin ya da tek bir zümrenin dayatmasıyla yönetilmemiştir. Bu coğrafyanın mayasını çalan Selçuklu Devleti, farklı kavimleri, dinleri ve kültürleri adalet şemsiyesi altında toplarken her unsuru bu mülkün bir parçası olarak görmüştür. Alparslan’ın Malazgirt’te açtığı kapı, sadece bir toprak fethi değil, farklı kökenlerden gelen insanların ortak bir geleceğe adım atma iradesidir. Bu tecrübeyi cihanşümul bir devlet modeline dönüştüren Osmanlı İmparatorluğu ise uyguladığı Millet Sistemi ile modern ulus-devletlerin dışlayıcı reflekslerinden asırlar önce, insanı merkeze alan bir arada yaşama formülü sunmuştur. Bu sistemde insanlar etnik kökenlerine göre ayrıştırılmamış, inanç ve adalet ekseninde kendi kimliklerini koruyarak devletin koruyuculuğu altında var olmuşlardır. Osmanlı, yönettiği geniş coğrafyadaki hiçbir topluluğa “üvey evlat” muamelesi yapmamış, her birini “emanet” ve imparatorluğun asli bir rengi olarak kabul etmiştir. Bugün ihtiyacımız olan vizyon, geçmişin bu çoğulcu ve kucaklayıcı ruhunu, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşlık zemininde yeniden ihya etmektir. Dedesi nereden gelmiş olursa olsun, mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun her bir ferdin kendini bu ülkenin “ev sahibi” hissetmesi, Selçuklu ve Osmanlı’dan tevarüs ettiğimiz en büyük mirastır.

​Etnik ve mezhebi ayrılıkçılığı bir kenara bırakıp kardeşlik paydasında buluşmak, bizim için sadece sosyolojik bir gereklilik değil, aynı zamanda inancımızın ve insani varoluşumuzun bir emridir.

Kur’an-ı Kerim, insanlığın çeşitliliğini bir çatışma nedeni değil, bir zenginlik ve tanışma vesilesi olarak takdim eder. Hucurât Suresi 13. ayette yer alan “Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır” ilahi beyanı, farklı kökenlerden veya kabilelerden olmanın bir üstünlük vesilesi değil, toplumsal estetiğin ve tanışmanın bir parçası olduğunu açıkça ortaya koyar. Üstünlük ancak ahlakta, adalette ve sorumluluk bilincindedir. Keza aynı surenin 10. ayetinde yer alan “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin…” rehberliği, mezhebi ya da meşrebi farklılıkları birer ayrışma çizgisi haline getiren modern fitnelere karşı en büyük kalkanımızdır. İslam medeniyeti, farklılıkları bir potada eritip yok etmeyi değil, her rengin kendi varlığıyla bütünün ahengine katkı sunmasını hedefler. Dolayısıyla, 86 milyonun kardeşliği ne siyasi bir taktik ne de geçici bir stratejidir; bu, sarsılmaz bir inanç borcu ve insani bir yükümlülüktür.

​Her büyük toplumsal dönüşüm ve kucaklaşma hamlesi, şüphesiz ki bir toplumsal hazırbulunuşluk süreci gerektirir. Türkiye, geçmişte yaşadığı travmaları, içeriden ve dışarıdan körüklenen yapay gerilimleri geride bırakabilecek büyük bir olgunluğa erişmiştir. Milletimiz; etnikçiliğin, mezhepçiliğin ve ideolojik gettoların bu ülkeye hiçbir şey kazandırmadığını, aksine enerjimizi tükettiğini yaşayarak tecrübe etmiştir. Bugün sunulan kucaklaşma iradesi, tam da bu toplumsal olgunluğun zirveye ulaştığı döneme denk gelmesi bakımından tarihi bir fırsattır. Geçmişin dışlayıcı hafızasını silip yerine “birlikte mülk sahibiyiz” iradesini koymak, toplumsal psikolojimizi tahkim edecektir. Devletin vatandaşını sığıntı veya kiracı olarak görmediği bir iklimde, bireyler arasındaki yapay önyargı duvarları kendiliğinden yıkılacak ve bu açılım, toplumsal hazırbulunuşluğu kalıcı bir barışa ve kolektif bir üretime dönüştürmek için önümüzdeki en somut vizyon belgesi olacaktır.

​İç cephesini tahkim etmiş, etnik ve mezhebi ayrılıkçılık prangasını ayağından söküp atmış bir Türkiye Cumhuriyeti’nin küresel ölçekte ulaşacağı güç muazzamdır.

Bu projenin tam anlamıyla hayata geçtiği bir Türkiye’de, terörün, fitnenin ve dış kaynaklı operasyonların zemin bulduğu toplumsal fay hatları tamamen kapanacaktır. İçeride yekvücut olmuş bir Türkiye, küresel fırtınalara karşı en güvenli liman haline gelecektir. Genç nüfusumuzun ve entelektüel sermayemizin enerjisi iç çatışmalara değil; savunma sanayiine, yerli teknolojiye, üretime ve akademik atılımlara kanalize olacak, 86 milyonun ortak zekası bölgesel liderliğin motor gücünü oluşturacaktır. Kendi içindeki etnik ve inançsal çeşitliliği bir istikrar ve adalet modeline dönüştüren Türkiye, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Kafkaslar’dan Orta Asya’ya kadar tüm coğrafyalar için bir kutupyıldızı olacak ve küresel nizamın kurucu aktörlerinden biri konumuna yükselecektir.

Son nefesimize kadar burada, bu mukaddes topraklarda olacağız; ne gidecek başka bir yerimiz var ne de bir tek ferdimizi feda edecek lüksümüz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes, bu devletin eşit derecede sahibi, bu bayrağın koruyucusu ve bu toprağın öz evladıdır. Geçmişin köklü mirası ve inancımızın sarsılmaz ilkeleri ışığında kenetlenmek; sadece bugünün değil, geleceğimizin, çocuklarımızın ve sarsılmaz Türkiye vizyonunun en büyük kazancı olacaktır.

Araştırmacı Yazar Cemal DURUK

Bu yazının bağlantısını kopyala:
Etiketler: BalkanlarFay hatlarıHucurât Suresi 13.AyetKafkaslarManifestoMezhepOrta AsyaOrtadoğuOsmanlıSelçuklu
Önceki Haber

Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Erhan Afyoncu: Nüfus düşüşü Türkiye için bir numaralı tehdittir.

Sonraki Haber

Trafik sigortasında yeni dönem başlıyor

Sonraki Haber

Trafik sigortasında yeni dönem başlıyor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Etiketler

15 Temmuz AB ABD AK Parti Almanya Ankara Avrupa BM CHP Covid-19 Feto Filistin Fransa Gazze Göbeklitepe Harran Kudüs Kürt LGBT MEFKURE Mekke MHP Müslüman Mısır NATO Osmanlı Pandemi PKK Recep Tayyip Erdoğan Rusya Suriye TBMM Türk Türkiye URSİAD Yahudi Çin Üsküdar İngiltere İran İslam İsrail İstanbul İstanbul Sözleşmesi Şanlıurfa

Copyright © 2022 Türkiye Postası Gazetesi
www.turkiyepostasi.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edillir.

Toplam Ziyaretçi Sayısı
3884811

Etiket Bulutu

15 Temmuz AB ABD AK Parti Almanya Ankara Avrupa BM CHP Covid-19 Feto Filistin Fransa Gazze Göbeklitepe Harran Kudüs Kürt LGBT MEFKURE Mekke MHP Müslüman Mısır NATO Osmanlı Pandemi PKK Recep Tayyip Erdoğan Rusya Suriye TBMM Türk Türkiye URSİAD Yahudi Çin Üsküdar İngiltere İran İslam İsrail İstanbul İstanbul Sözleşmesi Şanlıurfa

Köşe Yazıları

Dijital Çağda Derinleşen Yalnızlık

19 Haziran 2026

İran rejimine oksijen takviyesi

14 Haziran 2026

Başıboş Köpek Terörüne Tek Çözüm İtlaf

24 Mayıs 2026
  • Künye
  • Reklam Politikası
  • Gizlilik ve Koşullar

Köşe Yazıları I Türkiye I Gündem I Siyaset I Dünya I Ekonomi I İktibas I Tarih I Sivil-Toplum I Din &Yaşam I Eğitim I Spor I Kültür & Sanat I Sağlık I Teknoloji

Sonuç Yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • Anasayfa
  • Türkiye
  • Gündem
  • Siyaset
  • Dünya
  • Ekonomi
  • İktibas
  • Tarih
  • Din-Yaşam
  • Edebiyat
    • Deneme
    • Hikaye
    • Makale
    • Şiir
    • Köşe Yazısı
  • Diğer
    • Sivil-Toplum
    • Eğitim
    • Spor
    • Kültür & Sanat
    • Sağlık
    • Teknoloji
  • Köşe Yazıları

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist